![]() | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
SEMBOLÜNÜZ HANGİSİ?ÜYE GİRİŞBÜLTEN ÜYELİĞİ
Haber listemize kaydolarak tüm yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.
HABER ARAHEDİYE ÖNERİLERİVİDEO ARA |
Saray, Mücevher ve İktidar
Mücevher binlerce yıldır ihtişam ve gücün sembolü... İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Anabilim Dalı′nda öğretim üyesi Doç. Dr. Arzu Terzi... Mücevher binlerce yıldır ihtişam ve gücün sembolü... İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Anabilim Dalı′nda öğretim üyesi Doç. Dr. Arzu Terzi, Saray Mücevher İktidar adlı kitabında iktidar mücadelesinin mücevherle olan ilişkisini anlattı. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle başlayan, Sultan V. Murad’ın kısa saltanatıyla devam eden ve Sultan Abdülhamid’in ilk saltanat yıllarının anlatıldığı kitapta, tarih sahnesinde gizli kalmış mücevher-iktidar eksenindeki bir saray trajedisi konu ediliyor.
19. yüzyılın ikinci yarısını ele alan kitapta mücevher iktidar mücadelesinin kahramanlarından biri… Çünkü o dönemde iktidarı ele geçirmek veya elde tutmak için paradan başka hiçbir şeyin işe yaramayacağı bilinen bir gerçek. Birikmiş iç ve dış borçların olduğu ve paranın bulunmadığı bir ortamda dönemin tahvilleri ve hisse senetlerinden çok daha kıymetli olan mücevherlerin gücüyse tartışılamaz. Doç. Dr. Arzu Terzi, döneme dair soruları cevaplandırdı. Mücevherlerin özellikle Abdülaziz, V. Murad ve II. Abdülhamid döneminde ön plana çıkmasının nedeni nedir?Bilindiği gibi Tanzimat döneminden itibaren Osmanlı Devleti, kurumsal, sosyal ve ekonomik alanlarda pek çok yeniliklere girişti. Kitabın muhteviyatı itibariyle konuyu ele alacak olursak; Tanzimat’tan sonra mali alanda çok önemli reformların yapıldığını görmekteyiz. Tanzimat öncesi dönemde mali sistem içerisinde görev yapan ve kendilerine has ayrı gelir kaynakları olan hazineler tek hazine ve tek bütçe sistemi kapsamında birleştirildi. Tanzimat sonrası dönemde yapılan bir diğer düzenleme ise padişah ve hanedan üyelerine maaş bağlanmasıdır. Bu yeni sistemde her ay padişaha ödenecek olan tahsisât-ı seniyyenin girdiği ve padişahın giderleri, hanedan mensuplarının harcamaları, saray halkının maaşları, saray ve kasırların inşa, onarım, mefruşat, iaşe vs. gibi her türlü giderlerinin karşılandığı Hazine-i Hassa adı verilen bir iç hazine kuruldu. Tanzimat’tan itibaren Batı özentisiyle yapılan alışverişler ve saray kadınlarının yaptığı israflar neticesinde Sultan Abdülaziz döneminde Hazine-i Hassa altından kalkamayacağı bir borç yükünün altına girmişti. Tanzimat dönemi ve sonrasında yapılan iç borçlanmalar ve 1854 Kırım Savaşından itibaren başlayan dış borçlanma 1876 yılına gelindiğinde devleti iflasa sürükledi. Bir yandan Âli Paşa’nın ölümüyle devletin içine sürüklendiği kaos ortamı ve milliyetçilik akımının etkisiyle çıkan isyanlar devleti son derece yıpratmış bulunmaktaydı. İşte böyle bir ortamda iktidarı ele geçirmenin ve onu muhafaza etmenin tek koşulu nakit paraydı. Yukarıda da izah edildiği üzere nakit para sıkıntısının son safhalara ulaştığı böylesi bir durumda nakit paranın yanında saraydaki mücevherler önem kazanacaktır. Abdülaziz’in hal‘i esnasında Osmanlı Devleti’nde daha önce benzerine rastlanmadığı şekilde yağmalanan mücevherlerin akıbeti nedir?Abdülaziz hal‘ edildikten sonra annesi hanımları ve bir kısım bendegânlarıyla birlikte Topkapı Sarayı’na gönderilirken yanlarına mücevher almalarına müsaade edilmemişti. Abdülaziz Topkapı Sarayı'ndan Fer’iyye Sarayı'na götürüldüğü sırada harem halkı alçaltıcı bir şekilde üst aramasına tabi tutuldular hatta bu esnada Sultan Abdülaziz’in üçüncü kadın rütbesinde bulunan eşi Neşerek Kadınefendi subayların hakaretine dahi uğramıştır. Kadınefendi’nin mücevher sakladığı düşünülerek örtündüğü şal zorla çekilip alınmış ve açık saçık bir halde ortada kalmıştır. Bu olaydan sonra Neşerek Kadınefendi’nin hastalığı artmış ve vefat etmiştir. Hal‘ gerçekleştikten sonra asker Dolmabahçe Saray’ını yağmalamıştır. Sonrasında ise Abdülaziz’in tüm mal varlığına el koyulmuş ve mücevherlerin bir kısmı Sultan Murad’ın annesi Şevki Efsar Valide Sultan ve V. Murad’ın tahta çıkışıyla Mabeyn Müşiri olan Damat Nuri Paşa tarafından talan edilmiştir. V. Murad’ın gözdelerinden biri cülustan sonra Sultan Murad’ın harem dairesinin altın ve elmas mahşeri haline geldiğini, yeni kadın efendiler, yeni hazinedarlar, gözdeler ve kalfaların kendilerine bol miktarda hediye edilen ziynet eşyalarını takıp takıştırarak adeta birer geline benzedikleri ifade etmektedir. Yine dönemin Mabeyn Müşiri Sadullah Paşa cülusu müteakip saraya gelip gidenlerin haddi hesabı olmadığını büyük tepsiler içinde elmas ve altınların tebrikçilere dağıtıldığını söylemektedir. Daha sonra Valide Sultan ve onun ekibinden kurtarılan mücevherler Midhat Paşa’nın başkanlığında Damad Mahmud, Damad Edhem ve Damad Nuri Paşa’larla Sultan Murad’ın Baş Ağası ve Hazine-i Hassa İdare Reisi Said ve muhasebeci Hüsnü Efendilerden bir heyet kurulmuştur. Mücevherler ilk önce sayılmış ardından alındıkları odaların isimleri de yazılarak sandıklara doldurulmuştur. “İktidarı ele geçirmenin ve onu muhafaza etmenin tek koşulu nakit paraydı.”V. Murad’ın veliahtlık dönemindeki borçlarının devlet borcu haline gelmesi nasıl gerçekleşti? V. Murad’ın taht’a çıkmasından kısa bir süre sonra borç içinde olan Hazine-i Hassa için “247 bin 500 Osmanlı altını borç verme” teklifinde bulunur, Hristaki Zografos. Ama bunun 211 bin 500 Osmanlı Altını’nı V. Murad’ın veliahdlık dönemi borçlarına sayar. “Borç ödenene kadar da mücevherleri rehin olarak alıyorum” der. Hristaki çok zeki bir adam. V. Murad’ın veliahtlık borçlarını ilk fırsatta devletin üzerine geçirir. Veliahtlık dönemindeki borçlar veliahda, padişahlık dönemindeki borçlar devlete aittir. Hristaki’nin bu hamlesi ile bu borç devletin borcu olur. Sultan Murad’ın cülusundan kısa bir süre sonra işler yolunda gitmeyecek ve Sultan Murad şuurunu kaybetmeye başlayacaktır. Bu durum belirince V. Murad’ın bankeri Hristaki Zografos Efendi çok akıllıca bir hamle yaparak V. Murad ve annesinin Murad’ın veliahtlık dönemi ve sonrasında yaptıkları borçlanmayı hesaplayarak toptan borç tahsili yapar ve borçların karşılığı olarak mücevherlere el koyar ve bunları Avrupa’ya götürür. Hristaki Zografos’a rehin olarak verilen mücevherler hangi amaçla Avrupa’ya götürülmüştü?Mücevherler bankere rehin olarak verilirken imzalanan mukavelenin süresi dolduğu andan itibaren bir ay içinde anlaşma yenilenmediği takdirde Hristaki Efendi, rehin mücevheleri şartlar dâhilinde satabilme yetkisine sahipti. Buna göre Hristaki, bu mücevherleri ister İstanbul’da, ister Avrupa’da satabilecekti. Hristaki Efendi Sultan Murad’ın tahttan indirilmesinin ardından söz konusu mücevherlerin Abdülaziz hanedanının şahsi malı olmasından ötürü hanedan üyelerinin ileride kendisine karşı bir davaya kalkışarak kendi mallarına el koydurtmalarına engel olmak amacıyla mücevherleri Avrupa’ya götürmüş olabileceği düşünülebilir. Nitekim II. Abdulhamid döneminde, Abdülaziz hanedanının böyle bir teşebbüste bulunması bu düşünceyi doğrulamaktadır. Başka bir açıdan konuyu ele alacak olursak sadaretin, mücevherleri güvenlik altına almak için Avrupa’ya götürülmesi ibaresi olan böyle bir antlaşmaya onay vermesi, acaba ihtilalcilerin ve Sultan Murad’ın iktidarda kalmaları için yaşanan ekonomik kaosta ihtiyaçları olan önemli ölçüdeki mali güce bir güvence bir dayanak mı aradıklarını akıllara getirmektedir. Zira Hristaki’de ihtilalcilerin yandaşlarındandı. “Abdülhamid, mücevherlerin Avrupa’da harac mezad satılmasının devletin itibarını zedeleyeceği için bir an evvel mücevherlerin geri getirilmesini istiyordu.” Hristaki Zografos tarafından Avrupa’ya götürülen bu mücevherler geri getirildi mi?Evet, Sultan II. Abdulhamid tahta geçtiğinde yine iktidarın devamı için paraya ihtiyaç vardı. Hristaki’nin elinde yeterli ekonomik güç vardı ve aynı zamanda Hristaki Efendi ihtilalcilerle işbirliği yapmıştı. Abdülhamid’i de yine bu söz konusu güç iktidara getirdiğinden hem bu gücü hem de iktidarı muhafaza etmek adına mücevherler Hristaki’yle anlaşmalar yapılarak geri getirildi. Aynı zamanda Abdülhamid, mücevherlerin Avrupa’da harac mezad satılmasının devletin itibarını zedeleyeceği için bir an evvel mücevherlerin geri getirilmesini istiyordu. Ancak gel gelelim ki 31 Mart Vaka‘sıyla tahttan indirilen II. Abdülhamid’den intikam alınırcasına Yıldız Sarayı yağmalandı. Ancak bu sefer sarayı yağmalayanlar ne valide sultanlar ne de ihtilalci paşalardı. Bu defasında saray 31 Mart Harekâtına katılan gayr-ı müslimlerden oluşan çapulcu takımı ve askeri gruplar tarafından yağmalandı. Ne yazık ki yağmalardan geriye kalan mücevherler İttihat Terakki tarafından yurt dışında müzayedeye çıkarıldı ve orada satıldı. Yani bir zamanlar II. Abdulhamid’in güçlükle kurtardığı mücevherler yine Avrupa’da müzayede usulüyle satıldı. II. Abdülhamid mücevherler karşılığında hangi padişah mülklerini rehine olarak verdi?Mutabakata varılan maddeler gereği mücevherlerin yerine rehine verilecek olan gayrı menkuller, padişahlık makamına ait mülkler olması gerekiyordu. O yüzden bunlar devlet arazisi olmadıklarından rehin işlemi, bey‘ bi’l-vefâ yöntemiyle gerçekleşecekti. Rehine verilecek mülkler Hazine-i Hassa tarafından tek tek tespit edilmiştir. Bunlar dokuz parça çiftlik-i hûmâyûn ve bunlardan başka İstanbul ve çevresinden bazı padişah mülkleri rehin edilen emlâk arasındadır. İstanbul ve çevresinde 37 parça gayrımenkul verimiştir. Bunlar arasında dükkan, han, oda, gazino, arsa, kayıkhane gibi kiraya verilmek suretiyle işletilen gayrımenkuller olduğu gibi, tarla, bostan ve bahçe gibi tarım arazileri de bulunmaktadır. Beş sene içinde borç ödenmediği takdirde bunlar resmen Hristaki’nin mülkü haline gelecekti. Doç. Dr. Arzu Terzi Kimdir? Doç. Dr. Arzu Terzi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1989 yılında mezun oldu. Aynı yıl Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Anabilim Dalı′nda Araştırma Görevlisi olarak akademik hayatına başladı. 1992 yılında “Aydın Güzelhisarı′nın Sosyal ve İktisadi Durumu 1844” adlı tez çalışmasıyla yüksek lisansını, 1998′de “Hazine-i Hassa Nezareti” adlı tezi ile doktorasını tamamladı. Yüksek lisans tezi “Chapter 5: Güzelhisar-ı Aydın: Portrait of a West Anatolian City, The Otoman State And Societies in Change, A Study of the Nineteenth Century Temettuat Registers”, (Kegan Paul, London.New York.Bahrain 2004, 141-171)′da yayınlandı. Doktora tezi ise Türk Tarih Kurumu tarafından (Hazine-i Hassa Nezareti, Ankara 2000) neşredildi. Halen İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Anabilim Dalı′nda öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan yazarın yurtiçi ve yurtdışında yayınlanmış çok sayıda makaleleri bulunmaktadır. Kaynak: www.istanbultarih.com
|
İSTEKKARTGÜZEL SÖZLER
Kimileri bilgi nehrinden kana kana içer, kimileri ise yalnızca ağzını çalkalar.
Woody Allen
DEĞERLİ TAŞLARCNNTurk.com HABERFIRSATFACEBOK & TWİTTER
GOOGLE ÇEVİRİ Çeviri |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Arismedya.com © 2010 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu www.e-aris.com - www.arisdiamond.com - www.arisevlilik.com - www.aris.com.tr |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||