Ariş Medya - Pırlanta ve Mücevher Portalı

GELİNLERE ÖZEL


CANIM ANNEME


BURÇLAR VE TAŞLAR


ÜYE GİRİŞ



Şifremi Unuttum Üye Ol

ELMAS HAKKINDA


HABER ARA


Gelişmiş Arama

DİĞER SİTELERİMİZ

 
E-Ticaret:
  e-aris.com
  arisdiamond.com


Kurumsal Sitemiz:
  aris.com.tr

 

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

MELEKLER KAHVESİ


ANKET

En çok kullandığınız takı hangisidir?









Tüm Anketler

VİDEO ARA


BÜLTEN ÜYELİĞİ

Haber listemize kaydolarak tüm yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.
Gaziantep Kuyumculuk Tarihi

Gaziantep Kuyumculuk Tarihi

Tarih 28/Haziran/2010, 09:29 Editör Berkan ÇETİN

Gaziantep’te bulunan arkeolojik mücevherler Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde, bölgeye ait gümüş takılar; mahalli kıyafetler giymiş bir kadın manken üzerinde Hasan Süzer Etnografya Müzesi’nde...

Öğr. Gör. Nuri Durucu
Gaziantep Üniversitesi
Gaziantep Meslek Yüksekokulu
Kuyumculuk ve Takı Tasarım Programı

Gaziantep’te bulunan arkeolojik mücevherler Gaziantep Arkeoloji Müzesi’nde, bölgeye ait gümüş takılar; mahalli kıyafetler giymiş bir kadın manken üzerinde Hasan Süzer Etnografya Müzesi’nde, kuyumculuk imalatını canlandıran bir atölye Beyaz Han Kent Müzesi’nde görülebilir.

Kargamış, Dülük (Antik Dolichenos kenti) ve Belkıs’ta (Zeugma) bulunan tarihi takılar bize İpek Yolu’ndaki çok önemli bir coğrafyada yaşandığını ispatlamaktadır. İslahiye ilçesindeki Yesemek taş heykel atölyesi Anadolu’da heykel tasarımlarının ana hatlarının ilk şekillendiği merkezdir. Zeugma’da bulunan Mars heykelinin göz akı gümüşten, göz bebeğinin etrafına ise daire biçiminde altın kakma yapılmıştır. Zeugma mozaiklerinden en çok bilinen Çingene kızı mozaiğinde kulakta küpe ve diğer mozaiklerde de farklı mücevher örnekleri sıkça görülmektedir. Bugün dünya müzeleri ve özel koleksiyonlarda sergilenen, yöreye ait pek çok mücevher sikke ve değerli metallerden yapılmış süs eşyası vardır. Yine Zeugma’da darb edilen yegane gümüş sikke, Caracalla (MS 198-217) döneminde kentte basılan “Suriye tipi” tetradrahmilerdir. Burada çıkarılan çok sayıda zengin kil tabletler vardır.

Ayntab (Gaziantep) kalesinin inşası ile ilgili bir efsaneye göre kale “Aynié adında bir kız tarafından yaptırılmıştır. Bununla ilgili bir rivayete göre Ayni değerli yüzüğünü satarak kaleyi yaptırmaya başlar. İnşaat sırasında bir gün karşı yoldaki kalabalığı görür, kalabalığın sebebini sorar. Cenaze merasimi olduğu cevabını alınca buna çok üzülür. ‘Madem sonunda ölüm var’ der ve inşaatı durdurur. Daha sonra başka bir kız bu yarım kalan kalenin inşaatını tamamlar. Kalenin bir adı da “Kala-i Füsus”dur. Füsus, yüzük taşı manasına gelir. Ayni’nin yüzüğü üzerinde kaleyi inşa edecek kadar değerli bir taş olması tahmin edilebilir. Bu örnekler bölgenin ve şehrin ekonomik, kültürel ve sosyal zenginliğine işarettir. Mahalli atasözleri arasında da “Ağırlık altın kala, hafiflik başa bela” vardır.

Leylim türküsünün sözleri bize kullanılan altın eşyalar hakkında fikir vermektedir.

Mendilin tersi kokar
Hele yar yar yar
Altın tasa koy getir
Hele yar yar yar
Altın tasın kenarı
Hele yar yar yar
İçine kırdım narı
Şine nay nay nay
Altuncuzade, Altınöz gibi aile soy isimleri; Altınyurt, Altıntop Höyük, Altındaş Kalesi (Raban), İncilipınar, Gümüştepe Mahallesi, Mercanlı Köyü gibi yer isimleri ve kale civarındaki çevre düzenlemesinden önce trafiğe açık olan Gümüş Ahmet Sokağı gibi isimler de mevcuttur. Şehir merkezindeki Elmacı Pazarı’ndaki Gümüş Kastel (1845) adını gümüş rengi keymıh taşı malzemeden almıştır.

Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait sikkeler GaziAntep Kalesi 2002 yılı kazı çalışmasında gün yüzüne çıkmıştır. Kaledeki arkeolojik kazı çalışmalarının ilerlemesi ile yeni bilgilerle karşılaşılacağı tahmin edilebilir.

Fulya Bodur Türk Maden Sanatı adlı eserinde Selçuklu Devri’nin önemli maden üretim merkezlerini sayarken Ayntab’ı da bunlar arasında gösterilir.

1536’da 5 zergerin Ayntab’ta faaliyet gösterdiği 16.Yüzyılda Gaziantep Livası adlı kitapta belirtilmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman 1552’de Halep, Ayıntap, Birecik’te altınlı kumaş dokumasını yasaklamıştı.Yasak sonrası ‘’Aba’yı zerbaft’’kumaş on beş altına satılmaya başladı.Şehirde altın tel üretiminin önemli bir ticari faaliyet olduğunu buradan anlaşılır.Fakat Osmanlılar döneminde simkeşhane veya darphane mevcudiyeti hakkında bilgi yoktur.Bununla beraber ‘’Muhsin Zade Abdullah Paşa’nın oğlu Mehmet Maraş beylerbeyi iken Bostancı camiini yaptırmıştır.Mehmet Bey darphane emiri olarak çalışmıştır.’’Diğer bir husus şmidi düğmeci mahallesi olarak bilinen mahallenin esas adı Dökmeci mahallesidir.Oğuz Göğüş ‘’önceleri bu mahallede bazı ünlü Ermeni dökümcüleri vardı.’’Bilgisini yazmıştır.Kalenin güney yönündeki bu mahalle aynı zamanda Musevilerin yerleşim bölgesidir.B u bilgiler şehirde döküm bilgisinin geliştiği kanaatini uyandırıyor.

Kale civarında kuyumcuların faaliyet gösterdiği bir kuyumcu hanı da mevcuttu. Bu han ‘’Lala Mustafa paşa bedesteninin batıdaki dördüncü kısmının daha batısında olup iki kısmından ibarettir. Lala Musatafa Paşa’nınkinden daha yüksek ve geniş mimari tarzı bakımından ondan çok farklıdır.’’Cemil Cahit Güzelbey şeri mahkeme sicillerinde kuyumcu bedestenini Hüsrev Paşa’nın yaptırdığının yazılı olduğunu belirtir. Damat Hüsrev Paşa 1552’de Gaziantep beyliği’ne gönderilmiştir. Kuyumcu bedesteninin bu tarihten sonra Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmış olması gerekir. Uzun çarşı ve kale altı semtlerinde bulunan kuyumcular, Bedesteni Atiyke ve Kadri Paşa bedestenleri, 1920’lerde yıkılmıştır. Değerli malların satıldığı ve depolandığı bu hanlar kale merkezinde konumlanmıştı.

Ayrıca Uzun Çarşı Caddesinde kuyumcuların faaliyet gösterdiği iki han daha vardır. Bu hanlardan ilki İki Kapılı Han’dır ve Osmanlılardan önceki bir dönemden kaldığı sanılır.1950’li yıllarda yıkılırken içerisinden altın sikkeler bulunduğu adli kayıtlara geçmiştir.1635 yılında adı il defa geçen Yüzükçü Hanı’ndan ise kuyumcu esnafının verdiği önemli vergi ve bağış miktarından dolayı şeri mahkeme sicillerinde bahsedilir.

Günümüzde içinde kuyumcuların bulunduğu Kemikli Bedesten 17.yüzyıl yapısıdır. Miladi 1865 yılında Arasa semtinde, Müftü Hacı Osman Atay tarafından tamir edilmiştir. İki bölümden ibaret olup 72 dükkan ihtiva etmektedir.

17.yüzyıl seyyahı Evliya Çelebi Ayntab hakkında ‘’Kadınlar ayaklarına sarı çizme, başlarına gümüşten sivri takke üzerine çarşaf bürünürler.’’diye yazmıştır.

Düğünlerde söylenen;

Alırık alırık
Al ata bindiririk
Al kınayı yaktırırık
Çüt(çift) Bilezik takarık
Sarı pabuç giydiririk
Altun tele sararık
Alırık alırık
1735 senesinde Ayntab’ta yaşanan bir esnaf ayaklanması olmuştur. Tutanakla şahitler arasında bir de kuyumcu sıralanır. Şeri mahkeme sicilleri Ankara’da toplandığı için bu isim tespit edilemedi.

18.Yüzyılın İkinci yarısında Gaziantepte adlı kitabında Yrd.Doç.Dr. Zeynel Özlü bir Müslüman sekiz gayrimüslim kuyumcu tespit eder.Ayrıca tereke kayıtlarında kullanılan mücevher çeşitlerinin adı ve sayıları detaylı olarak belirtilir.

Anteplinin günlük hayatının bir parçası olan takıyı Antep evi kapılarında da görürüz.’’El şeklindeki kapı tokmakları mutlaka sağ el olur, orta parmağında yüzük bulunur. Sağ el kuvvetli, yüzük ise o evde bir aile yaşadığını ifade eder.’’sözleri Osmanlı Dönemi Antep Evleri kitabındadır.

İmza yerine mühür kullanmanın yaygın olduğu dönemde taş ve metali oyma-kazıma sanatı olan hakkaklıkta Güzelbey mahali Gaziantep Sabah Gazetesi’nde 1980’lerde bu meslek mensupları yazmıştır.

Gaziantep el sanatları tez çalışmasındaki Hatice Düzey bu hakkaklardan Şerif ve Ali Niyazi adlı iki ustanın adını belirtir.

19.yüzyılda gümüşten yapılmış saç tarağı, sigara takımı, kemer tokası, iğne, sürmedanlık gibi şeylerin Osmanlı Devleti’nde ilk defa açılan Amerikan Sergisine gönderildiğini ve ve bu sergiye ilk iştirak eden şehrin Ayntab olduğu Hasırcızade Mustafa Fehim Efendi’nin risalesinde yazılıdır.

TAKILAR
Bu konuda yapılan detaylı bir araştırmada adı geçen takılar şunlardır: Fes, saç belikleri,üst dolak, poşu gaze, penez,orta alınlık, zülüflük, göz boncuğu, duluk altını, şekke, tozak, çiçek, koz,yüksek başlık, hızma, küpe, beşibirlik, tek altın, gerdanlık, hamaylı tabaka, düz hamaylı, savatlı bilezik ve savatlı yüzük, omuz muskası, gümüş kemer, üzerlik veya nazarlık, halhal,üç etek, gelin tacı, pullu önlük.

Bölgede kullanılan takılar ayrı bir folklar özelliğine sahiptir.’’Antep taç başlığı yüksekçe bir başlıktır. Başlığın içine kırmızı çuha veya fes giyilir. Fesin içi mukavva veya deri ile sertleştirilmiştir. Başlğın üzerinde gümüşten bir tepelik vardır. Tepeliğin uçlarından gümüşten pırpırlar sarkar. Sarkıntıların altına kefiye sarılır. Başlığın iki yanında, her iki yanağı kaplayacak şekilde gümüşten birer karış boyunda zülüf baskılar sarkar. Alın üzerinde mavi taşlı bir hilal vardır. Başlığın alt kenarına bir sıra altın dizilmiştir. İki kaş ortasına da bir ‘’mahmudiye’’ altını takılır. Arkada, bele kadar inen gümüş saç bağları olur. Bu taç başlık oldukça eski tarihi dönemlere inmektedir. Eskiden başlık malzemesinin tamamı altından yapılırken şimdi daha çok gümüş süslemelere rastlanmaktadır.

Çeşitlerini saymakla bitiremeyeceğimiz tepeliklerin bir başka güzel ve değişik şekli de Gaziantep ve Kahramanmaraş yörelerinin gelin feslerinde görülmektedir. Bu fesler ince sim tellerin altın yaldızlanmasından sonra fesin tamamının, hiç boşluk bırakmadan nakış nakış işlenmesi ile yapılırdı. Özellikle bu yöreye has olan gelin feslerinin bazılarından sim örgülü püsküller sarkar ve uçlarında pullar bulunurdu. Düğün, adet ve gelenekleri konusunda 1958’de Uğurol Barlas detaylı araştırmalara yaptı. Yine Barak bölgesi kıyafet ve takıları ayrı bir konudur. Bütün bu takılar nesilden nesile teberik(miras)olarak kalır ve kullanılmaya devam ederdi.

Kuyumcu Hasan Çalışıcı Cağıt, Çanakçı, Kertişe; Küştam ve Ayran köylerinde çok parçalı taç yerine kakma usulü ile yapılan yekpare gümüş fes kullanıldığını belirtti.

Zamanın Yörük beylerinden çocuğu çok seven biri her doğumunda eşine, doğurduğu çocuk kız ise gümüş, erkek ise altın tepelik hediye edermiş. Hanımı da doğumun zorluğuna rağmen altın tepelikten vazgeçmeyeceğini şöyle dile getirmiş:

Her yıl doğurup bıraksam
Usanmam gebelikten
Vazgeçemem ağam
Ben bu altın tepelikten

Zaman geldi, tepeliklerden vazgeçildi. Takanlarınca bir müddet sandıklarda saklanan bu eşyalar, onların torunlarınca lüzumsuz görülüp, plastik kap kaçakla değiştirildi ve en sonunda gümüşçüye hurda fiyatına devredildi.

Yeni alıcılar bulunamadığı için eritilip külçe haline getirilen dünkü sanatlarımızın bu baçtacı temsilcilerimizin böylece, söyleyen dilleri de söylenemez oldu.

KUYUMCU USTALARI
19.yüzyıl sonu-20 yüzyıl başı

Ayntab’ta kuyumculuk yapan ermeni aileler şunlardır: Davoyan ve en ünlü aile Nazaretyan’dır. En meşhur ustalar Garabed Dağlayan’ın oğlu Kevork,Krikor(1850-1920)Artn Nazaryan(1890-1920),Ayrıca bakır-kuyumcu kalemkarı Garabed kalfa ve oğlu kalemkar Melkon usta yaptıkları çalma ve kazıma tekniği sanatındaki ünlerini çevreye duyurmuşlardı.Melkon kalfa masa üzerinde kullanılacak gümüş tabaklar ve kilisede kullanılacak eşyalar yapmıştır.Ayrıca gümüş kupa,bardak,fennus(gaz lambası),şamdan ,haç ve kitap kapakları örnekleri görüldüğü Sarafian’ın kitabında belirtilmiştir.

Halep’te bulunan Antep asıllı Rupen Barsumyan Antep’teki Ermeni asıllı kuyumcuların isim ve doğum tarihlerini aşağıda belirtmektedir.

Avakyan Setrak 1895
Minasyan Kevork 1860
oğlu Avadis 1890
Nazaretyan Nazar Ağa 1817
Nazaretyan Agop 1890
Nazaryan Garabed Ağa 1841
oğlu Artin 1866
Nazaryan Yakup 1872
Nazaryan Kirkor 1875
Nazaryan Moses Kardeşler 1860
Şirikçiyan Sarkis 1880
Şirikçiyan Necip 1885
Barsumyan Manig 1878
Dağdevirenyan Drtad 1907
Dağlıyan Kirkor 1850
Dağlıyan Garabed 1855
Pancarcıyan Abraham 1878
Pancarcıyan Manug 1901
Pancarcıyan Agop 1887
Pancarcıyan Artin 1878

1.Dünya Savaşı sırasında kuyumcuların gelirleri ortalamanın altındadır.1915’te bu ticaret 50 işyeri tarafından ifa edilmiştir. Her bir işyeri 3-5 yeri işçi çalıştırmıştır.

1960 yılındaki bir röportajda Mahmut Uğurgel ise işyeri sayısının 30-40civarında belirtir.1965 te Hatice Düzey’in tez çalışmasında ise sadece kuyumculuk yapan Çiloğlu ailesi ve Toros ustanın adı geçer.’Allah verdi’ adlı ustanın ismi bölgedeki gümüş takı damgalarında sıkça görülür. Bu bilgilerden kuyumculuğun cumhuriyet öncesi önemli bir istihdam ve ekonomik değer taşıdığı anlaşılmaktadır.

CUMHURİYETİN KURULUŞUNDAN SONRA GAZİANTEP KUYUMCULUĞU

Sait Türkistanlı’nın babası Niyazi Bey Rusya’daki devrimden dolayı Medine’ye yerleştikten sonra, oradan da ayrılıp 1918’de Ayntab’a gelir. Niyazi Bey daha çok meskuk altın alım satımı yapar.

Sait Türkistanlı şehrin istiklal mücadelesinde mühim rol oynuyor. Cephane sıkıntısının çekildiği bir dönemde bomba dökümü imalatında vazife alıyor. Tüfekçi Yusuf ve Sait Türkistanlı’nın rol aldığı olayı canlandıran belgeselin Genel Kurmay Başkanlığı’nca 1935’li senelerde Mehmet Nuri Paşa Camii avlusunda filme çekildiğini fotoğrafçı Halit Ziya Biçer anlatmıştır.

1923’te Cumhuriyetin kurulmasından sonra Gaziantep’te kuyumculuğun ustası olan Sait Türkistanlı’nın bir müddet yanında çalışan Musevi Mair(Mahir)usta altın imalatından başka elmas mıhlamayı da bilmekteymiş. Daha sonra Urfa’ya gidip orada kuyumculuğu geliştirmiş.

Ayntab ismi Cumhuriyet’ten sonra Gaziantep oluyor. Sait Türkistanlı bu dönemde köylerde en çok kullanılan gümüş hülliyattan işe başlamıştır. Yanında pek çok kişi yetiştirmiştir. Bunlar arasında Mehmet Alemli, Ahmet Karakaş, Müftah Arslanoğlu, Mahmut Uğurgel, Remzi Karslıgil gibi daha sonra kendileri de pek çok usta yetişmesine vesile olanlar vardır.

Yrd.Doç.Dr Celal Pekdoğan’ın Gaziantep Ticaret Odasının 100 yılı kitabında 1925 yılı Ticaret Salnamesinde yazılı 10 sarraf ve 4 kuyumcu olduğu belirtilir.

İstanbul Kapalıçarşı Derneği eski başkanı Muharrem Özuslu’nun da ustası olan Celal Bozkurt Eriş için Gaziantep’in en iyi ustası diyebiliriz. Mesleği Adana’daki kuyumculuk okulunda öğrenmiş. Önceleri imalatında CE 21 damgasını kullanmıştır. Gaziler Caddesinde perakende ve imalatın yan yana olduğu beş dükkanı vardı. Yerli malları haftasında Halkevi binasında camlı bir dolap içerisinde gümüşten yapılmış numuneleri koyup sergilemiştir. İtalya ile yazışarak silindir ve çelik çakma kalıplar getirmiştir.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Kültür Sanat

Gurur veren Altın Palmiye

Gurur veren Altın Palmiye 67. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’nin sahibi ‘Kış Uykusu’ filmiyle Nuri Bilge Ceylan oldu.

Heykelin böylesini gördünüz mü?

Heykelin böylesini gördünüz mü? Çinli sanatçı Li Hongbo'nun mermer görünümlü esneyebilen heykelleri büyük ilgi gördü. Binlerce kağıt katmanını ...

KATALOGLARIMIZ

PRATİK BİLGİLER


Siyahım…02/Nisan/2014

GÜZEL SÖZLER

Sabır, kuvvetin bir başka adıdır.
E. B. Browning

İSTEKKART

SİYAH ELMAS


DEĞERLİ TAŞLAR

PARİ YAZARLAR

TIKLA OYNA


GALERİ

GOOGLE ÇEVİRİ

Çeviri

ZÜMRÜT


Arismedya.com © 2010 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu
www.e-aris.com - www.arisdiamond.com - www.arisevlilik.com - www.aris.com.tr